Yazar "Ögel, Kültegin" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Birinci basamak hekimlerinin şizofreniye bakış açısı(2002) Aker, Ahmet Tamer; Özmen, Erol; Ögel, Kültegin; Sağduyu, Afşin; Uğuz, Şükrü; Gürol, Tamar Defne; Boratav, Rıza CumhurAmaç: Türkiye'deki birinci basamak hekimlerinin şizofreni ve tedavisine yaklaşımı ile ilgili bilgi, eğilim ya da algılamalarının saptanması ve bunu etkileyen etmenlerin ortaya koyulması amacıyla planlanan bu araştırma Psikiyatrik Araştırmalar ve Eğitim Merkezi Derneği (PAREM) tarafından yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Adana, İstanbul, Trabzon, Diyarbakır ve Bolu'da yürütülmüştür. İllerin seçimi Devlet İstatistik Enstitüsü'nün gelişmişlik sınıflaması, çalışan psikiyatrist sayısı ve farklı coğrafi bölgeler dikkate alınarak yapılmıştır. İl ve ilçe merkezlerinde çalışan pratisyen hekimler araştırmaya alınmıştır. Uygulanan ankette, şizofreni ve depresyona karşı bilgi, algı ve eğilimleri ölçmek için 60 item yer almakta olup, her item için "katılıyorum", "katılmıyorum" ve "fikrim yok" şeklinde 3 yanıt kategorisi belirtilmiştir. Seçilmiş bölgelerdeki hekimleri ziyaret ederek, yüz yüze görüşmeler yaparak, her ilde 1 olmak üzere toplam 5 anketör anketleri uygulamıştır. Araştırmada 123 sağlık ocağında çalışan 300 birinci basamak hekimine anket uygulanmıştır, Anketin uygulandığı sağlık ocaklarında bulunan 55 hekim anketi uygulamayı reddetmiştir. Sonuçlar: Anketin uygulandığı hekimlerin %58.7'si erkek, %41.3'ü kadındır. Araştırmaya alınan hekimlerin yaş ortalamaları 31.4, ortalama olarak çalışma süreleri 6.5 yıl, bir hafta içerisinde gördükleri hasta sayısı 247.6, son bir hafta içinde gördükleri ortalama psikotik hasta sayısı ise 19.88'dir. Sonuçlara göre, hekimlerin büyük çoğunluğu şizofreniyi ruhsal bir zayıflık hali olarak görmekte ve %80'i şizofrenin tam olarak düzelmediğine inanmaktadır. Hekimlerin üçte birinden fazlası şizofreninin sosyal sorunlar nedeniyle ortaya çıktığına ve %26'sı şizofreninin iyileşmesi için sosyal sorunların çözülmesi gerektiğine inanmaktadır. Şizofrenide psikoterapinin yararlı olacağına inananların oranı ise %56.3'tür. Hekimlerin yarısından fazlası şizofrenlerin toplum içinde serbest dolaşmaması gerektiğine, saldırgan olduklarına, kendi hayattarı ile doğru kararlar alamayacaklarına inandıklarını belirtmişlerdir. Bu bulgular hekimlerin şizofreniye ilişkin stigmayı toplumla paylaştıklarını göstermektedir. Tartışma: Bulgular şizofreninin değerlendirilmesi ve kavranmasında hekimlerin bakış açılarının önemini ortaya koymaktadır. Hekimlerin de toplumun bakış açısına benzer bir şekilde şizofreniyi değerlendirdikleri görülmektedir. Şizofreni hastalığını daha fazla bilen ve hastalarla daha yakın ilişkide olan bu grubun etiketleyici bir düşünce içinde olması bu konuda yürütülecek çalışmaların kapsamının genişletilmesi konusunda uyarıcı olmaktadır.Öğe Depresyon ile ilgili bilgi ve tutumlar: İstanbul örneği(2003) Özmen, Erol; Ögel, Kültegin; Boratav, Rıza Cumhur; Sağduyu, Afşın; Aker, Ahmet Tamer; Gürol, Tamar DefneAmaç: Bu çalışmada, halkın depresyon ile ilgili bilgi ve tutumunu ve bunu etkileyen sosyodemografik etmenlerin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, 2000 yılında istanbul'un 24 ayrı ilçesinde yaşayan 707 yetişkin ile, evlerinde yüz yüze görüşme yolu ile gerçekleştirilmiştir. Halkın depresyona yönelik tutumuna sosyodemografik etmenlerin etkisini belirlemek için lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %78.9'unun tanımlanan depresyon olgusunda bir ruhsal hastalık bulunduğunu düşündüğü görülmüştür. Sosyal sorunlar (%86.6) ve kişilik zayıflığı (%68.2) etiyolojide en çok sorumlu tutulan etmenlerdir. Örneklemin %43.3'ü depresyonlu kişilerin saldırgan olduğunu, %22.8'i depresyonlu hastaların toplum içinde serbest dolaşmamaları gerektiğini belirtmiştir. Depresyon olgusunun tedavisinde katılımcıların %51.9'u bir doktora gidilmesi gerektiğini belirtmiştir. Depresyonun bir hastalık olduğunu düşünen katılımcıların %94.5'i depresyonun tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu, %54.9'u depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların ciddi yan etkiler yaptığını düşünmektedir. Tutumu en çok etkileyen etmenin yaş olduğu görülmüştür. Sonuç: Elde edilen sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde toplum içinde depresyona bir hastalık olarak bakıldığı, ancak sosyal bir sorun olarak algılanma eğiliminin bulunduğu, depresyonun ilaçla tedavi edilebildiği düşünülüyor olmakla birlikte ilaçlarla ilgili yanlış bilgilerin bulunduğu, depresyonlu hastaların toplum içinde kabul edilebilirliklerinde tereddütlerin bulunduğu görülmektedir.Öğe İstanbul örnekleminde alkol kullanım yaygınlığı(2003) Ögel, Kültegin; Tamar, Defne; Özmen, Erol; Aker, Tamer; Sağduyu, Afşin; Boratav, Cumhur; Liman, OlcayAmaç: Bu çalışmada amaç, İstanbul'da alkol kullanım sıklığını ve buna eşlik eden sosyodemografik özellikleri araştırmaktır. Yöntem: Araştırma, İstanbul'un 24 ayrı ilçesinde yaşayan 707 yetişkin ile evlerinde yüzyüze görüşme yoluyla, 2000 yılının haziran ayında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Yaşam boyu en az bir kez alkol kullanımı erkeklerde kadınlara göre beş kat fazla iken, bu oran haftada en az bir kez kullanımda 9 kat fazladır. Son bir ay içinde hergün alkol kullanımına en sık 36-45 yaş grubunda rastlanmıştır. Eğitim düzeyleri arasında bir fark bulunmamıştır. Son bir ay içinde haftada iki ya da daha sık alkol kullananlar arasında alkol yoksunluk bulgularının varlığına %8.9 oranında rastlanmıştır. Tartışına: Alkol kullanım oranları daha önce yapılan hane çalışmaları ile benzerlik göstermektedir. Ancak bizim çalışmamızda kadınlar arasında alkol kullanımının daha yaygın olduğu görülmektedir.Öğe Knowledge and attitudes of general practitioners about depression(2008) Sağduyu, Afşin; Özmen, Erol; Aker, Tamer; Ögel, Kültegin; Uğuz, Şükrü; Tamar, Defne; Boratav, CumhurObjectives: The purpose of this study is to learn more about general practititoners' knowledge, attitudes and social distance towards depression which is the most prevalent mental disorder seen in general practice. Method: The survey was conducted in 2002 using face-to-face interviews in offices of 300 general practitioners in Turkey. Data were derived from the questionnaire developed for the survey called "Attitudes Towards Mental Disorders". Results: Almost all of the practitioners believed that depression was treatable, and it could be completely cured according to 90% of the respondents. 80% of the practitioners considered "extreme sadness", near half of them "weak personality" and more than 90% "social handicaps" to be as the causes of depression. 66% believed that these patients would not improve unless social problems were solved. Attitudes of the subjects with relatives diagnosed depression, married, and older were more positive than the others with respect to social distance characteristics. Discussion: Although general practitoners with closer social distance held more positive attitudes towards depression than community people, the results suggest that incorrect knowledge and beliefs about etiology, nonmedical treatment methods and risk of dependency have a tendency to persist in this group. The results of this study underline the need for development of new education programmes aimed to decrease effects of stigmatization based upon information obtained more studies about attitudes and beliefs of physicians.Öğe Psikiyatri dışı uzman hekimlerin ruhsal bozukluklar konusunda bilgi ve tutumları(2003) Özmen, Erol; Ögel, Kültegin; Sağduyu, Ahmet Afşin; Tamar, Defne; Boratav, Cumhur; Aker, TamerAmaç: Bu araştırmada psikiyatri-dışı uzman hekimlerin ruhsal bozukluklar konusunda bilgi ve tutumlarının araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu ile dahiliye, kadın hastalıkları ve doğum, onkoloji ve fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarının demografik bilgileri, meslek yaşamı ile ilgili bilgileri, ruhsal bozukluklar ve depresyon ile ilgili bilgileri ve tutumları araştırılmıştır. Araştırmaya katlan 681 uzmanın 392'si dahiliye, 2181 jinekoloji, 97'si fizik tedavi ve rehabilitasyon, 14'ü onkoloji uzmanıdır. Sonuçlar: Araştırmaya katılan uzman hekimler gördükleri hastaların % 20'sinde ruhsal sorun olduğunu düşündüklerini, ruhsal sorunu olan hastaların ise % 10'unu bir psikiyatri uzmanına sevk ettiklerini, gördükleri hastaların %10'una depresyon, % 10'una anksiyete, % 10'una somatizasyon tanısı koyduklarını belirtmişlerdir. Uzman hekimler, ruhsal bozukluklar ve ruhsal bozuklukların tedavisi konularında kendilerini orta düzeyde yeterli görmektedirler. Katılımcıların yaklaşık %651 depresyon, anksiyete ve somatizasyon konusunda eğitim alma gereksinimi duyduğunu belirtmektedir. Katılımcıların %70'i depresyonun tıbbi bir hastalık olduğunu, %43'ü ise antidepresan ilaçların bağımlılık yapabileceğini düşünmektedir. Tartışma: Uzman hekimlerin DSM-IV depresif bozukluklar tanı ölçütlerine göre tanı koydurucu olmayan belirtileri de (baş ağnsı, ellerde uyuşma, nefes alamam hissi, bayılma, uyuşukluk, çarpıntı) tanı koydurucu belirti olarak gördüğü gözlenmiştir.