Yazar "Gül, Murat" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe BULGARİSTAN: YOK OLMANIN EŞİĞİNDEN BATI ORTAKLIĞINA(Kırıkkale Üniversitesi, 2021) Gül, Murat; Karapınar, EmrahBulgaristan yaklaşık 7 milyon nüfusa ve 110,994 kilometrekare yüzölçümüne sahip; siyasi, ekonomik ve askeri açıdan küçük ölçekli bir Balkan ülkesidir. Ancak, gerek Avrupa–Asya kuşağındaki merkezi konumu gerek büyük devletlere olan yakınlığı nedeniyle tarih boyunca oldukça önemli bir jeopolitik konuma sahip olagelmiştir. Ülkenin sahip olduğu jeopolitik konum Bulgaristan’ı, bölgesel ve uluslararası dinamikler çerçevesinde, önemli bir aktör haline getirmiştir. Bölge üzerinde bölgesel ve uluslararası aktörlerin takip ettikleri politikalar ülkeyi yok olmanın eşiğine getirdiği gibi 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başındaki süreç ve gelişmeler, Bulgaristan’ın Batı ortaklığına dâhil olmasında da etkili olmuştur. Bu çalışma, Bulgar tarihini ve modern Bulgar dış politikasını ana hatlarıyla incelemeyi hedeflemektedir. Ülkeyi tarihi bağlamda yok olmanın eşiğine getiren ve daha sonrasında da Batı ortaklığına dâhil olmasındaki etkenler uluslararası ve bölgesel dinamikler çerçevesinde ele alınacak ve Bulgaristan dış politikasının bu süreçte takip ettiği yol haritası açıklanmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda, çalışmada öncelikle Bulgar devletinin ortaya çıkışından günümüze ana hatlarıyla Bulgar tarihi analiz edilecek ve sonrasında da özerklik sonrası (1878) Bulgar dış politikası esas unsurlarıyla ele alınacaktır.Öğe İRAN NÜKLEER KRİZİ VE ZORLAYICI DİPLOMASİ(2020) Gül, Murat; Karapınar, EmrahDiplomasi, başta devletler olmak üzere, uluslararası aktörlerin birbiriyle ilişki kurmasını sağlayan araçların başında gelmektedir. Bu çerçevede literatürde geniş anlamıyla diplomasi, devletlerin dış politika araçlarından biri olarak tanımlanmakta ve devletlerin tüm dış ilişkilerini nitelemektedir. Zamanla iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmesi ile dünyanın stratejik rekabetin ön plana çıktığı bir oyun sahasına dönüşmesi ve başta kitle imha silahlarının geliştirilmesi ve yayılması ile tehdit boyutunun daha da artması sonucunda özellikle barışçıl diplomasi günümüzde eskisinden daha fazla önemli hâle gelmiştir. Barışçıl diplomasinin en önemli ve başarılı türlerinden biri ise zorlayıcı diplomasidir. Zorlayıcı diplomasinin, 2002 yılında ortaya çıkan ve uzun yıllar dünya gündeminin ilk sıralarında yer alan, İran nükleer krizini özellikle askeri ve toplumsal bir yıkıma mahal vermeden çözüm aşamasına getirmesindeki başarısı zorlayıcı diplomasinin önemini uluslararası topluma bir kez daha göstermiştir. Bu başarının barış ve istikrara sağladığı katkıdan hareketle, bu çalışmada İran nükleer krizi ve zorlayıcı diplomasi ele alınmıştır. Zorluk derecesine bakılmaksızın herhangi bir uluslararası kriz karşısında barışçıl ve zorlayıcı diplomasi seçeneğinin kriz yönetimi ve çözümü konusunda en etkili ve en rasyonel seçenek olduğu savunulmuştur.Öğe İSRAİL’İN DIŞ POLİTİKASINI ANLAMAK: TEVRAT, “ON EMİR”, “VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR” VE ÜSTÜNLÜK(Kırıkkale Üniversitesi, 2016) Gül, Murat; Yüksel, Bekirİsrail ile Müslüman dünya arasındaki i lişkiler, İsrail-Filistin sorunu ve İsrail’in dış politikası, uluslararası sistemde ve bölge siyasetinde barış ve güvenliği sarsan ve istikrarsızlığa neden olan birbiriyle ilintili en önemli meselelerdir. İsrail kendini bir Yahudi devleti olarak ve Yahudi varlığının temsil edildiği tek mekanizma olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla İsrail’in varlığını ve güvenliğini sürdürmeye yönelik bu hassas tutum, İsrail devleti tarafından bir yaşamsal var oluş/yok oluş saikini ortaya çıkarmaktadır. Bu yaklaşımın ötesinde, Tevrat’ın ve “On Emir”’in İsrail’in kimliğine ve siyasal kültürüne etkisi ve bu etkinin İsrail’in dış politikasına olan yansımaları, İsrail’in davranışlarını anlama ve açıklamada önemli etkenlerdir. “Vadedilmiş topraklar” ve üstünlük kavramları İsrail’in uluslararası sistemi ve bölgesel siyaseti algılayışını etkilemektedir. Bu durum ise İsrail diplomasisi açısından bir katılığı ve İsrail’in dış politikasını yürütürken tek taraflı hareket etme eğilimini beraberinde getirmektedir. İsrail’in siyasal sisteminin ve dış politikasının “güvenlikleştirilmesi” ise sorunu daha da derinleştirmektedir. İsrail’in barış müzakerelerini ertelemeye yönelik tutumu ve uluslararası hukuku ve insan haklarını çiğneyen askeri operasyonları Orta Doğu’da, en azından yakın gelecekte, barış ve istikrara yönelik bir beklentiyi neredeyse imkânsız kılmaktadır.Öğe Kuruluşundan 21. Yüzyıla: 1990’larda NATO’da Devamlılık ve Dönüşüm(2015) Gül, MuratNATO, 1949 yılında Sovyet yayılmacılığının engellenmesine yönelik olarak kurulmuş bir savunma örgütüdür ve Soğuk Savaş döneminde Batının savunma ve güvenliği açısından hayati bir rol oynadı. 1991de SBnin da- ğılmasından sonra Sovyet tehdidi ortadan kalktığı için uluslararası sistemde barış ve istikrarın hâkim olacağı ve bu bağlamda da NATOya artık ihtiyaç kalmadığına yönelik fikirler dile getirildi. Fakat kısa sürede bu yaklaşımın bir yanılsama olduğu anlaşılmıştır. NATO, yeni güvenlik ortamında, bütüncül güvenlik anlayışı odağında 1990larda bir dönüşüm süreci geçirmiştir. Bu çalışma, bir taraftan kuruluşu ve Soğuk Savaş dönemindeki stratejik vizyonu itibarı ile NATOda devamlılığı diğer taraftan da uluslararası sistemde ortaya çıkan yeni güç dengeleri ve yeni tehditler bağlamında 1990larda ortaya koyduğu yeni stratejileri ve geçirdiği dönüşümü ortaya koymaya çalışacaktır. Bu dönemde NATO bir ittifak hattı olmanın ötesine taşınmış ve uluslararası stratejik-siyasi-ekonomik yapının merkezi haline gelmiştir.Öğe Trafficking in Human Beings in Global Age: A Case Study of Turkey(Kırıkkale Üniversitesi, 2016) Gül, Murat; Sarıkaya Güler, TuğbaWith the dissolution of the Soviet Union and the end of the monolithic international structure, asymmetric threats raised to the top of the agenda of the international community. Among them, trafficking in human beings has become one of the main issues threatening the security of the Western countries. Due to the fact that trafficking in human beings is now regarded as a modern form of slavery and constitutes one of the major crimes in international law, several studies have been conducted analysing the issue. These studies have been designed within a general framework and lacked to cover case studies on country-basis. Within this context, this article aims to analyse Turkey’s approach and policies in relation with the trafficking in human beings issue. Since Turkey is a transit, destination and origin country of migration, the root causes and the dimensions of the problem for Turkey and Turkey’s strategy to cope with the issue will set forth meaningful data and enable a better understanding










